Jean César Reboul'ün İstanbul hikâyesi bir plan değil, bir tesadüf olarak başlar. Paris'te eczacılık eğitimini tamamlamış genç Fransız, babasını ziyaret etmek için yola çıkar. Babası, Trabzon yakınlarında Hopa-Trabzon karayolunun inşaatında mühendis olarak çalışmaktadır. Güzergâh İstanbul üzerindedir.
Reboul, İstanbul'dan geçerken Beyoğlu'nun Rue de Pera caddesine girer. Cadde onu duraksatır. O dönemin Pera'sı; Osmanlı başkentinin en kozmopolit, en canlı ve en ticari noktasıdır. Doğu ile Batı'nın eşiğinde duran bu cadde, Paris'te eğitim almış girişimci bir zihin için hem tanıdık hem de yeni bir alan gibi görünmektedir. Reboul bir karar alır: Trabzon'a gidecek, babasını ziyaret edecek ve dönerken İstanbul'a yerleşecektir.
1895 yılında Rue de Pera'da Grande Pharmacie Parisienne'i, yani Büyük Paris Eczanesi'ni açar. Türkiye'nin ilk eczanelerinden biri olma özelliğini taşıyan bu mekân; Osmanlı'nın son dönemlerine tanıklık edecek, sonraki kuşaklar boyunca aynı adreste varlığını sürdürecektir.


Eczacı mı, Formülatör mü?
Reboul'ü dönemin sıradan eczacılarından ayıran şey, eczanesini yalnızca bir ilaç satış noktası olarak görmemesidir. Eczanenin alt katında kurduğu küçük laboratuvar, onun asıl ilgi alanını yansıtır: formülasyon.
Pera'da ithal ürünlere erişimin kısıtlı olduğu dönemde Reboul kendi formüllerini üretmeye başlar. Yüz kremleri, tonikler, losyonlar ve kolonya bazlı ürünler bu laboratuvardan çıkar. Dönemin İstanbul'u için bu yaklaşım yenilikçidir; kozmetik ürünler henüz fabrikalardan değil, eczane tezgâhlarının arkasındaki laboratuvarlardan üretilmektedir.
Reboul'ün bahçesinde yetiştirdiği lavanta bitkisi bu sürecin simgesi hâline gelir. Kendi elleriyle hasat ettiği lavantadan elde ettiği uçucu yağlarla eczanenin alt katında bir kolonya formüle eder. Bu kolonya 1938'de Rebul Lavanta adını alacak ve Türkiye'nin en ikonik koku ürünlerinden birine dönüşecektir.
Kalite ve güven, Rebul ailesinin en önemli mirasıdır.
— Jean César ReboulKemal Müderrisoğlu ile Kurulan Bağ
Reboul'ün İstanbul'daki en önemli kararlarından biri, 1920 yılında genç bir eczacılık öğrencisini staja kabul etmesidir. Kemal Müderrisoğlu o yıl Reboul'e başvurur; ancak ilk başvurusu kabul görmez. Kemal Müderrisoğlu'nun henüz eczacılık diploması yoktur ve Fransızcası da yetersizdir.
Kemal Müderrisoğlu geri adım atmaz. Fransız Konsolosluğu'nda akşam dil kurslarına kaydolur, eczacılık eğitimini tamamlar ve elinde diplomasıyla yeniden Reboul'ün karşısına çıkar. Bu kararlılık Reboul'ü etkiler; Kemal Müderrisoğlu'nu işe alır.
Başlangıçta usta-çırak olarak kurulan bu ilişki, zaman içinde daha derin bir bağa dönüşür. Reboul'ün çocukları eczacılıkla ilgilenmemektedir. Kemal Müderrisoğlu ise hem mesleği hem de eczaneyi sahiplenir. İki eczacı yan yana çalışır; Fransız'ın bilimsel titizliği ile Kemal Müderrisoğlu'nun azmi birbirine geçer.
1936'da Reboul, Kemal Müderrisoğlu'nu eczaneye ortak davet eder. Eczanenin adı "Kemal ve Rebul Eczanesi" olarak değiştirilir. Bu isim değişikliği yalnızca bir tabela güncellemesi değildir; Reboul'ün güvenini ve yavaş yavaş gerçekleşen devrini sembolize eder.

Rebul Lavanta: Bir Bahçeden Doğan Miras
1938 yılında Reboul, kendi bahçesinde yetiştirdiği lavantalardan elde ettiği uçucu yağla yeni bir kolonya formüle eder. Ürün, Grande Pharmacie Parisienne'in alt katındaki laboratuvarda hayat bulur. Pera'nın beyefendileri bu kokuyu kısa sürede benimser. Beyoğlu'nda dolaşmak için Rebul Lavanta'nın sürülmesi gerektiği bir kentsel gelenek hâline gelir.
Rebul Lavanta zamanla bir ürünün çok ötesine geçer. Babadan oğula aktarılan bir alışkanlığa, İstanbul'un kolektif koku belleğinin parçasına dönüşür. 1981 yılında Uluslararası Güzellik Ürünleri Kalite Kontrol Merkezi tarafından altın madalyayla ödüllendirilir.
Reboul bu kolonyayı yaratırken formülün ileride bir holding'in simgesine dönüşeceğini tahmin etmemiş olabilir. Ancak bıraktığı iz, yalnızca bir reçete değil; kaliteye duyulan kişisel bağlılığın somut bir ifadesidir.
1939: Bir Vedanın Anatomisi
1939 yılında Reboul, 44 yıl çalıştığı eczaneden ayrılma kararı alır ve Fransa'ya döner. Eczanesini; oğlu gibi gördüğü, yıllarca birlikte çalıştığı Kemal Müderrisoğlu'na bırakır.
Kemal Müderrisoğlu, ustasına olan saygısını en somut biçimde ifade eder: eczanenin adını "Rebul Eczanesi" olarak değiştirir. Adın Türkçeye uygun okunması için Reboul'daki "o" harfini çıkarır; marka adı Rebul olarak yerleşir.
Reboul, ayrılırken Kemal Müderrisoğlu'na bir cümle bırakır: "Kalite ve güven, Rebul ailesinin en önemli mirasıdır." Bu söz bugün hâlâ Rebul Holding'in kurumsal kimliğinin merkezindedir.
Jean César Reboul yalnızca bir eczane kurmamıştır. Bir eczacılık felsefesi kurmuştur: formülasyonu bilim olarak görmek, kaliteyi müzakere edilemez bir ölçüt saymak ve bilgiyi aktarmayı sorumluluk olarak benimsemek.
Bu üç ilke, ölümünden onlarca yıl sonra Rebul Holding'in Ar-Ge anlayışında, sertifikasyon disiplininde ve marka kimliğinde yaşamaya devam etmektedir. 130. kuruluş yılında piyasaya çıkan J.C.R. İmza Koleksiyonu'nun adı doğrudan onun baş harflerinden alınmıştır. Amber tonlu şişesiyle geçmişe yapılan bu saygı duruşu, Reboul'ün mirasının hâlâ aktif bir referans noktası olduğunu göstermektedir.
Bugün bir Rebul ya da Atelier Rebul ürününe dokunduğunuzda, 1895'te Beyoğlu'ndaki küçük bir laboratuvarda başlayan formülasyon anlayışının devamıyla karşılaşırsınız.